04.11.2026
CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı:
- “ABD seçim sonuçları dünyada popülist liderlerin kaybettiğini gösteriyor; Türkiye'de de iktidarın görevi bırakma zamanı gelmiştir.”
- “Çalışma Bakanı İŞKUR fonundan aktarılan kaynakları önce inkâr etti, ardından 2,9 milyar liralık aktarım itiraf edilmek zorunda kalındı!”
- “Fon hırsızlığında kayıp 800 milyar lira, borsadaki çöküş ise 8 trilyon 600 milyar lira; bu miktar Tarım Bakanlığı bütçesinden bile fazladır!”
- “Ellerinde 241 kişilik liste olanlar bunu derhal açıklasın; Meclis çatısı altında tam yetkili bir Arınma Komisyonu kuralım, hodri meydan!”
- “2027 bütçesinde kademeli emekliliğe tek bir delikli kuruş dahi ayrılmadı; işçinin, emeklinin ve çiftçinin hakkı yandaşlara aktarılıyor.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında hem küresel gelişmeleri hem de Türkiye gündemini sarsan borsa ve fon krizini değerlendirdi. ABD Kongre ara seçimlerinin sonuçlarından Orta Doğu ve İran politikasına, İŞKUR İşsizlik Sigortası Fonu’ndan aktarılan 2,9 milyar liradan 241 kişilik şaibeli isim listesine kadar pek çok kritik konuyu gündeme taşıyan Sarı, TBMM çatısı altında bir "Arınma Komisyonu" kurulması ve Siyasi Ahlak Yasası'nın çıkarılması çağrısında bulundu.
CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, şunları söyledi:
Evet, değerli basın mensupları; bugün hem ülke hem de dünya gündemini değerlendirerek basın açıklamamıza başlamak istiyorum.
Bugün sabaha doğru Amerika'da seyreden seçimler sonucunda Amerika Birleşik Devletleri'nin Kongre ara seçimleri aşağı yukarı tamamlandı diyebiliriz. Oradaki gelişmeler tabii ki hem dünya siyasetine hem de Türkiye'nin iç ve dış politikasına önemli mesajlar veriyor. Demokrat Parti'nin Kongre'nin her iki kanadında da çoğunluğu elde etmesi dolayısıyla ABD'nin iç siyasi dengelerinde ve yürütme ile yasama organları arasındaki ilişkilerde yeni bir döneme geçileceğini hep birlikte görüyoruz. Böyle bir sonuç, Başkan Donald Trump'ın görev süresinin kalan önümüzdeki iki yılın izleyeceği politikalarda Kongre'nin rolü ve denetim yetkisini daha belirgin hâle getireceği aşikârdır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu gelişmeleri Amerikan iç siyasetinden herhangi bir partinin kazanması veya kaybetmesi üzerinden değerlendirmiyoruz. Hem dünya politikasına hem de ülke politikamıza etkilerini gözlemlemek zorundayız. Bizim açımızdan temel mesele demokratik kurumların işleyişi, uluslararası siyasetin istikrarı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal çıkarlarıdır.
ABD’DE KONGRE ÇOĞUNLUĞUNUN DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ
Demokratların Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu elde etmesi, ABD yönetiminin Kongre karşısındaki siyasi sorumluluğu ve denetim süreçlerini doğrudan etkileyecektir. Alınan kararların denetlenmesi, bundan sonraki süreçte özellikle bölge coğrafyamız üzerindeki kritik gelişmelerde önemli bir değişim ve dönüşüme sebebiyet verme ihtimalinin olduğunu gösteriyor. Temsilciler Meclisi ile ilgili komisyonlar yürütme organlarının faaliyetlerini daha kapsamlı bir biçimde inceleyebilecek, üst düzey kamu görevlilerinden bilgi ve belge talep edebilecek, gerekli gördüğü konularda denetim sürecini işletebilecektir. Bu durum özellikle kamu harcamaları, bütçe politikaları, uluslararası askerî operasyonlar ve yürütme organlarının yetkilerinin kullanılması bakımından önem taşımaktadır. Demokratların Senato'da da çoğunluğu kazanması; üst düzey atamalar, federal yargı organlarına yapılacak atamalar bakımından yeni bir siyasi dengenin ortaya çıkacağını gözler önüne seriyor.
İRAN İLE İLİŞKİLER VE BÖLGESEL GÜVENLİK RİSKLERİ
ABD Kongresi'nin siyasi birleşiminde meydana gelebilecek değişiklikler İran politikasının geleceği bakımından da önem arz etmektedir… Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin İran konusundaki değerlendirmeleri, coğrafyamızın gerçekleri ve ülkemizin uzun vadeli güvenlik çıkarları dikkate alınarak yapılmalıdır. İran, Türkiye'nin yaklaşık 560 km kara sınırını paylaştığı komşusudur. Yüzyıllardır komşuluk ilişkileri sürdüren iki ülke arasındaki gelişmeler doğrudan bölge güvenliğini ve dengelerini de etkilemektedir. Bu gelişmelerin Türkiye'nin sınır güvenliği, ekonomik istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve bölgesel diplomatik ilişkileri üzerine doğrudan etkileri bulunmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak enerji arz güvenliğinin sağlanması, uluslararası deniz ticareti yollarının açık tutulması ve bölgesel ekonomik istikrarın korunmasını önemsiyoruz. Bölgedeki askerî gerilimin azaltılması Türkiye'nin ekonomik güvenliği bakımından da önemli bir ihtiyaçtır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'nin barışçıl çözüm yönündeki diplomatik girişimlerini devletimizin ve milletimizin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda değerlendirmekteyiz.
TÜRKİYE - ABD İLİŞKİLERİ VE DİPLOMASİ ÖNCELİKLERİ
Değerli arkadaşlar, Demokratların Kongre'nin her iki kanadında da çoğunluğu elde etmesi hâlinde Türkiye ile ABD arasında bazı önemli konularda Kongre'nin rolü daha da belirgin bir hâle gelecektir. Bununla birlikte iki ülke arasında başta savunma sanayisi, yaptırımlar ve Suriye'deki güvenlik düzenlemeleri olmak üzere çözüm bekleyen önemli meseleler bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin Amerikan yönetimi ile sürdürdüğü ilişkilerin yanı sıra Kongre'nin her iki kanadıyla da güçlü kurumsal temasları geliştirmemiz gerekmektedir.
ABD'de Demokratların Kongre çoğunluğunu kazanması uluslararası ilişkilerde yeni değerlendirmeleri beraberinde getirebilir. Ancak Türkiye'nin dış politikasında öncelikler bellidir. Ülkemizin güvenliği, ekonomik çıkarları, uluslararası yükümlülükleri ve bölgedeki barışa katkısı dış politikamızın temel unsurları olmaya devam etmektedir. Türkiye jeopolitik konumunun gerektirdiği çok yönlü diplomatik ilişkileri sürdürebilmelidir. Bölgemizde kalıcı barışa, güvenliğe ve öngörülebilirliğe ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye'nin köklü diplomasi geleneği ve stratejik konumu bu hedeflere katkı sunabilecek önemli imkânlar sağlamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu imkânların ülkemizin güvenliği, refahı ve uluslararası saygınlığı doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
POPÜLİST LİDERLERİN ÇÖKÜŞÜ VE TÜRKİYE’DE İKTİDAR DEĞİŞİMİ ÇAĞRISI
Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki İsrail'e yapılan harcamalar, Orta Doğu'daki savaşın desteklenmesi ve buna bağlı olarak enerji ve gıda fiyatlarının artması Trump'ın yaşadığı hezimetin başlıca sonucudur. Macaristan, Bulgaristan, Brezilya, İsrail, ABD seçimlerinin sonucu bizlere dünya siyasetindeki değişimi, popülist liderlerin artık kaybettiği gerçeğini göstermektedir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde vatandaşlar hayat pahalılığını, gelir adaletsizliğini, demokratik kurumların işleyişini ve yöneticilerin hesap verebilirliğini sorgulamaktadır. Bunu görmek, anlamak, ekonomi, dış politika ve demokrasi arasındaki ilişkinin yeniden tartışıldığı bir sürecin içinde olduğumuzu fark etmemiz gerekmektedir. Siyasi iktidarların hesap vermesi demokrasinin vazgeçilmez bir gereğidir. Bu değişim ve dönüşüm ülkemizde de bir değişimin, dönüşümün ve iktidarların artık görevlerini bırakarak devretmesinin zamanının geldiğini gösteriyor. Halkımız sokakta, meydanlarda bu gerçeği zaten her platformda dile getiriyor ve bu gerçeği bizler görüyoruz; ama ne yazık ki iktidarın görmediğinin de farkındayız.
İŞKUR FONUNDAN AKTARILAN 2,9 MİLYAR LİRALIK İTİRAF
Değerli basın emekçileri, bir taraftan da Meclisimizde bütçe görüşmeleri devam ediyor. Bir taraftan fon kriziyle, bir taraftan borsadaki derin bir düşüşle yaşanan ekonomik kayıplarla karşı karşıyayız. Türkiye haftalardır Cumhuriyet tarihinin en büyük sermaye piyasası krizini, fon krizini, fon hırsızlığını, fon çetesini —nasıl tanımlarsak tanımlayalım— bu çetenin yapmış olduğu yolsuzlukların bedelini ödüyor ve sebeplerini de öğrenmeye çalışıyor.
Şimdi de işçinin alın teriyle biriken İşsizlik Sigortası Fonu'ndan milyarlarca liranın bu finansal sistemin içine akıtıldığını öğreniyoruz. Yani her sorduğumuzda, her sorguladığımızda krizin başka bir ayağıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Dün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan'a bu konuyla ilgili kamuoyuna yansıyan sorular Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından soruldu, ısrarlı bir şekilde soruldu. Ve Plan ve Bütçe Komisyonu'nun 3 Kasım'daki görüşmelerinde Vedat Işıkhan, İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken paralardan bahse konu olan tasfiye sürecindeki fonlara herhangi bir kaynak aktarılmadığını beyan etti. Ama milletvekillerimizin ısrarlı sorgulamaları, dayandırdıkları gerçekler sonucunda Bakan inkâr ediyor olsa da bürokrat İŞKUR Genel Müdürü bu konuyla ilgili beyanda bulunmak zorunda kaldı.
Bu gerçekten acı bir tablo. Bakan ya bakanlığından haberdar değil, ya haberdarsa da hesap vermek zorunda olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hesap vermekten kaçınıyor, yalan söylemeyi tercih ediyor! İŞKUR Genel Müdürü "Takasbank'a ne kadar para aktardınız?" sorusuna günün sonunda, yaklaşık 12 saatlik maratonun sonunda itiraf etmek durumunda kaldı: 2 milyar 900 milyon liralık paranın bu fonlara aktarıldığını beyan etti. Umut ediyorlar ki bu para geri dönecek; üstelik Ekim ayında 600 milyonunu almışlar. Şimdi Kasım ayı için 1 milyar 900 milyon lirayı almayı umuyorlar, kalan 1 milyarını da Şubat 2027 yılındaki bir takvimle karşılanacağını düşünüyorlar.
FON KİRLİ AĞLARI VE YANDAŞ SOYGUNU
Şimdi ısrarlı bir şekilde soruyoruz: "Kamunun kaynağı kullanılıyor mu? Vatandaşın kaynağı var mı? Bu sürecin içerisindeki mağduriyet kamu kaynaklarından mı karşılanacak?" İktidarın temsilcileri bu sorularımıza her seferinde "Hayır, öyle bir şey yok; fon kendi değerleriyle kapatacak bu açığı" diyor. Ama görüyoruz ki fonun içerisinde bütün kamu kurumları var. Yani her gün yeni bir gerçekle yüzleşiyoruz, her gün yeni bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. Bir gün bakıyorsunuz Diyanet, bir gün bakıyorsunuz İşsizlik Sigortası Fonu...
Ve sonuç itibarıyla belli yandaş grupların —ki orası da başlı başına karmaşık bir yapı— şu fona karışan isimlerini bir şematize edelim dedik, Arap saçına dönmüş vaziyette! Her kurum birbiriyle bağlantılı: O kurumun müdürü diğerinin denetçisi, bunun paydaşı orada, öbürü bunun akrabası, diğeri bunun kuzeni; o başdanışman, bu eski milletvekili... Hepsi birbirine girmiş durumda! Bütün kurumları bir şebeke, bir ağ, bir suç örgütü gibi içine almış olan bir yapıdan bahsediyorum size. Her gün bu yapıya yeni bir halka ekleniyor. O kadar karmaşık, o kadar girift bir yapı hâline getirmişler ki bu soygunu, bu hırsızlığı; neredeyse birçok kamu temsilcisi bu işin içinde.
Tabii bugüne kadar sadece kamu temsilcilerinden dem vuruldu. Her zaman olduğu gibi bu işin siyasi ayağı konusunda ne yazık ki iktidarın temsilcileri hesap vermekten ve ilgilileri açıklamaktan imtina ediyor.
İŞKUR RAKAMLARINDAKİ TUTARSIZLIKLAR VE SİYASİ SORUMLULUK
E şimdi Bakan burada... Yani 7 Ekim 2026'da bu İşsizlik Sigortası Fonu'yla ilgili 3 milyar 816 milyon 339 bin liranın bu fona aktarıldığı yönünde iddialar var. Bu iddialarla ilgili açıklama yapılsın dedik ama Bakan bu açıklamaları yapmaktan imtina etti. Bürokratlardan Genel Müdür, "İŞKUR Genel Müdürlüğü bütçesinin binde 4'ü gibi bir yasal düzenleme hakkı vardı, bu hakkı kullanarak fona para aktardı" diyor. Bu şaibeli fona para aktarıldı! 3 Ekim'de 3 milyar 816 milyon lira, 3 Kasım'da 2 milyar 900 milyon lira... Arada yaklaşık 916 milyon gibi bir fark var beyanlar ve açıklamalar arasında. Buradaki tutarsızlık ayrı bir tartışma konusu. Bunun 600 milyon lirasının geri alındığı ifade ediliyor ama burada görüyoruz ki 316 milyon liralık kısmı yok olmuş durumda beyanlardan hareketle. Çünkü bu kurumları şeffaf ve denetlenebilir bir yapıda kamuoyunun önüne, Meclis'in önüne getirmedikleri için ayrıntıları da çok kapsamlı tespit etmemiz ne yazık ki mümkün olmuyor.
Burada şu gerçeği görmek lazım: Emekçi alın teriyle çalışıyor, o maaşından bu İşsizlik Sigortası Fonu'na para aktarıyor. Yarınları için kaygı duyuyor ve bu İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki parayla güvence hissederek huzur içerisinde yaşamak istiyor, "İşsiz kalırsam buradan alacağım parayla geçinirim" diyerek. Ama nasıl bir gözü dönmüşlükse buradaki paraya gözünü dikmiş bürokratlar! Fonlar zarar ediyor, tabii yandaşların parasını çıkarması lazım. Bu paraların bir an evvel tasfiye edilmesi gerekiyor, yurt dışına kaçırılacak, bu ülkenin kaynakları talan edilecek. Suni olarak büyütülmüş bu fona kaynak lazım; işte kamu kurumları burada devreye giriyor.
Artık kimin talimatıyla? Bakanların mı, bürokratların mı, milletvekillerinin mi, AKP'nin Genel Başkan Yardımcılarının mı, yoksa Külliye'ye, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na kadar giden bir şebekenin mi yaptırımlarıyla kamu kurumlarının içerisindeki paralar —halkın, milletin, emekçinin, çiftçinin parası— tasfiye sürecinde millet parasını çıkarsın diye, yatırılan yandaşlar paralarını bu fondan çekebilsin diye oraya aktartılıyor, yönlendiriliyor!
Bu acı bir tablo. Bu tablonun bedeli ödenmek zorunda arkadaşlar, bunun hesabı verilmek zorunda! Bu işlemlere aracılık eden Halk Yatırım, bankacılık işlemlerini yürüten Halkbank, işlemlerin gerçekleştirildiği yer Takasbank, sorumlu kurum İŞKUR, siyasi sorumluluk ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda. Biz de merakla bekliyoruz: Siyasi sorumlusu sorumluluğun gereğini yapacak mı? İşçinin, emekçinin hakkını korumak yerine talanla paydaş ve kaynak yaratmak için bu paraları buraya aktardığının sorumluluğunu alacak mı? Merakla takip ediyor olacağız.
“MECLİS’TE ARINMA KOMİSYONU KURALIM, SİYASİ AHLAK YASASINI ÇIKARALIM: HODRİ MEYDAN!”
Bugün biliyorsunuz, bu hafta daha doğrusu bu ay bütçe görüşmeleri var. Her gün başka bir bakanlıkla değerlendirmeler yapılıyor. Her bakanlık bir şekilde bir suça veya bir yolsuzluğa bulaşmış durumda. Bu anlamda da çağrımızı yapmaya devam edeceğiz.
Fon vurgunuyla ilgili krizi dün Meclis'te dile getirdiğimizde AKP'nin Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta dedi ki: "Sizin belediyelerinizde yolsuzluk var, belediyelerinizi araştıralım." Biz de evet, aynı şeye katılıyoruz: Belediyelerde yolsuzluk olabilir. Bizim belediyelerde değil; belediyelerde, tüm siyasi partilerin belediyelerinde Meclis'te kuracağımız bir komisyonla yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlük var mı adil bir şekilde denetleyelim, tespit edilen konuları mahkemeye aktaralım. "Buyurun" dedik, "Hodri meydan" dedik. Ama bu meydan okumamızı gören AKP'nin Grup Başkanvekili sus pus oldu, kayboldu! Meclis ara verildi, kapatıldı. Meclis bütün denetim yetkisini kullanmalı; evet, bakanlıkları denetlemeli, belediyeleri de denetlemeli. Kamu kurum ve kuruluşlarında kimin ne yaptığını hep birlikte yakından incelemeliyiz.
241 KİŞİLİK LİSTENİN AÇIKLANMASI ÇAĞRISI
Ama bir taraftan da bütçe devam ediyor. Tabii 25'inci bütçesini yapıyor AKP iktidarı. 25 yıldır yaptığı bütçede, 25 yılın sonunda yaptığı bütçede ne yazık ki işçi, emekçi, çiftçi, köylü, öğrenci, kadın, işsiz yok! Bu acı bir tablo. Bu tabloyu da hep birlikte gözler önüne seriyoruz. Bu süreç içerisinde vergiler toplandı, kaynaklar kullanıldı, ekonomik tercihler belirlendi, özelleştirmeler yapıldı. Kamu kurum ve kuruluşları mülkiyetlerindeki birçok yapıyı devretti, özelleştirdi ve ciddi bir —yaklaşık 65,5 milyar dolarlık— özelleştirme kaynağı aldı. Bu 25 yıl içerisinde birçok vergi topladı ama işin sonunda yine emekli ayın sonunu getiremiyor, yine asgari ücretli geçinemiyor, yine öğrencimiz, üniversite mezunu gençlerimiz bu ülkede gelecek hayali kurmaktan uzaklaşıyor.
Kimin refahı için peki bu bütçe yapılıyor? Esnafın mı? Değil. İşçinin mi? Hayır. Çiftçinin mi? Ne yazık ki o da yok. Bu bütçe, ekonomik düzenin ayrıcalıklarından yararlananların bütçesi. İşte biraz önce bir konu başlığından bahsettik. Bu listede adı geçmeyen, yani bu bütçede adı geçmeyen ama bu bütçenin zenginleri var. Israrlı bir şekilde kamuoyuna yansıyan 241 kişilik bir listeden bahsediliyor. Bu liste Külliye'deyse, Cumhurbaşkanı'ndaysa çıkıp bu listeyi açıklasın! Muhalefet partileri diyor ki "Elimizde liste var." Liste var; o zaman muhalefet partisi kimin elinde varsa bu listeleri açıklasın! Bu listeler açıklansın ki bu ülkenin aklanması için bir yol haritasını hep birlikte belirleyelim. Arınmayı bütün kamu kurum ve kuruluşlarında, bütün siyasi birimlerde, Meclis'te de olmak üzere, bürokraside de olmak üzere, siyasette de olmak üzere hep birlikte inşa edelim.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak ısrarlı bir şekilde arınma çağrısı yapıyoruz. Bu arınmaya en çok siyasetin ihtiyacı var. Ne krizi olursa olsun siyasi platform ne yazık ki bu krizin hep dışında tutuluyor, siyasi ayağı hiçbir zaman açıklanmıyor. Ama bugün yaşanılan bütün kaosun, krizin, yokluğun, açlığın, sefaletin esas sorumlusu karar alma mercii. 25'inci bütçe yapılıyor; 25 yıldır AKP iktidarı, Cumhurbaşkanı, AKP'nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğindeki kadrolar bu ülkeye bütçe hazırlıyor. Bu ülkeye hep sabır telkin ediyor, bu ülkeye hep gelecek vadediyor ama o refahı, o huzuru bir türlü yaşatmıyor. Bunun sorumluları siyasilerse siyasilerden de hep birlikte hesap sormaya uğraşacağız.
FON KAYIPLARI İLE BAKANLIK BÜTÇELERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
Bütçedeki rakamlara baktığımızda ne yazık ki acı bir tabloyla da karşı karşıyayız. İşte "Bu varlık, zenginleşme bütçesi" dediler bu bütçeye; ama yine şapkadan tavşan çıktı. Bir haber vereyim: Şapkayı da tavşanı da çalmışlar! Burada vatandaşın kaynaklarını, umutlarını heba etmiş durumdalar. Bugün fonlara aktarılan paranın, fonda kaybedilen paranın 800 milyar lira olduğu söyleniyor; borsaya baktığımızda 8 trilyon 600 milyar lira gibi rakamlardan bahsediyoruz. Peki bütçedeki karşılığıyla kıyasladığımızda bu nasıl bir tablo gösteriyor bize?
Bugün sadece şu fon krizinden 800 milyarın üzerinde olduğu öngörülen bir kayıp var. E peki Tarım ve Orman Bakanlığı'na ayrılan bütçe ne kadar? 760 milyar lira! Yani şu 2 aylık kriz ortamında fonda kaybedilen para Tarım Bakanlığı'na ayrılan, çiftçinin umudundan, geleceğinden, üretimden koparılmış bir paradır! Bakanlığın bütçesinden fazla sadece kaybedilen bir para! Tabii biz ısrarla diyoruz ki çiftçimize, üreticimize kaynak aktarın. Bunların sonuç itibarıyla anayasal bir hakkı var; Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre millî gelirin %1'ini alması gerekiyor. Bu çağrıda bulunuyoruz. Yine bu sene baktığımızda bu rakam ayrılması gereken rakam 1 trilyon 112 milyar lira, ayrılan rakam 235 milyar lira. Yani yine çiftçinin alması gereken desteklerden...
ÇİFTÇİNİN HAK ETTİĞİ DESTEĞİN GASBEDİLMESİ
Bugün bütün köylüme, üreticime buradan sesleniyorum: Sizin hakkınız olan desteğin dört katını kesmişler sizden! İşte bu yandaşlarına aktarmışlar. Çiftçim, köylüm, milletin efendisi sizsiniz; sizin paranız bugün yağmalanıyor, sizin hakkınız gasbediliyor! Bugün size verilmesi gereken kaynak ne yazık ki bütçeye baktığımızda size verilmiş durumda değil. Ama bu kaynak bulunabiliyor. Bakın kurumlardaki kaynaklar nasıl aktarılıyor, buradaki soygun çetesinin paralarını kurtarabilmesi için! Ama sizin alacağınız olan 1 trilyon —yani şu anda almanız gerekenin 4 katı desteği— gasbetmiş durumdalar. Bugün size 100 bin TL yatırılıyorsa sizin hakkınız 400 bin TL. 300 bin liraya düşürülüyorsa sizin hakkınız 1 trilyon 200 milyon lira. Bu paralar nerede diyorsanız, işte çıkın yukarıya doğru bakın, şöyle Külliye'ye doğru görürsünüz! O etrafında gezenlerin, Külliye ve etrafındaki şürekalarının...
Kabaca başka kurumlara da göz gezdirelim: Mesela sosyal destek transferleri için, sosyal yardım için ayrılan para 500 milyon lira; çalınan para 800 milyar lira! Elektrik ve doğal gaz sübvansiyonu için ayrılan para 605 milyon lira; çalınan para 800 milyar lira! Yani yaklaşık bunun... Bir de yeni bir düzenleme yaptılar biliyorsunuz; elektrikte, doğal gazdaki destekleme limitlerini aşağıya çekiyorlar daha az destek vermek için. Bugüne kadar yaptıklarının daha da gerisine... Biz istiyoruz ki ileriye gitsin, bu kriz ortamında vatandaşa daha fazla destek sağlansın, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın bütçesi daha da artırılsın, sosyal yardımlar, destekler daha artırılsın, bu tarz enerji kaynakları ile ilgili yapılan yardımlar artırılsın; ama ne yazık ki bunları artırmak yerine azaltıyorlar. Çünkü yandaşa çok para lazım, bütün vatandaşın dişini sıkması lazım! Etraflarındaki o 241 kişilik listenin zenginleşmesine çok ihtiyaç var ve bu faturayı yine her zamanki gibi vatandaşımız çekiyor. Ve bunun sonucunda da ne yazık ki hırsızlığın boyutu almış başını gidiyor.
SOSYAL BÜTÇELER İLE VURGUN MİKTARLARININ KIYASI
AKP'nin içinde halk olmayan 25'inci bütçesinin fon krizi zararıyla kıyasladığımız şu tablo gerçeğiyle karşı karşıyayız: Fon krizi ile ilgili 800 milyarlık bir bütçe; borsadaki değer kaybı şu anda, yaklaşık 48 günlük sürecin sonunda 8 trilyon 600 milyar liralık bir kayıp. Bu sağlık bütçesinin 4,5 katı, Millî Eğitim'e ayrılan bütçenin 3,5 katı, Tarım ve Orman Bakanlığı'na ayrılan bütçenin 11 katı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na ayrılan bütçenin 12 katı! Vatandaşa ayrılması gereken bütçe, işte kurulan bu bozuk düzenin yaratmış olduğu faturayı ödemek üzere buralara aktarılıyor. Ne yazık ki vatandaşlarımız hak ettiklerini alamıyorlar. Yaşlılarımız, engellilerimiz, emeklilerimiz, işçilerimiz, dar gelirlilerimiz emeğinin karşılığını alamıyor ve devlet her gün tasarrufu işte bu dar gelirli vatandaşlardan yapıyor.
Birçok bakanlıkla ilgili yaşadığımız, işte biraz önce de vurguladığım gibi şöyle bir tablo var: Bu krizin bedelini bakanlıklarla karşılaştırdığımızda bakanlıkların bütçesinin katvekat fazlası, hatta devletin bütün bütçesini topladığımızda %37 civarında bir payın karşılığına da denk geliyor. Örneğin bir devleti batıracak bir krizle karşı karşıyayız. Keza batmış durumda da bunun daha ilk dalgalarını, sadece durum tespitini yapıyoruz. Önümüzdeki süreçte yaşayacağımız tablo çok iç açıcı değil. Bu yüzden bu 241 kişilik listenin bir an evvel açıklanıp hukuki yaptırımlarının uygulanması gerekiyor.
CEZASIZLIK ALGISI VE YANDAŞ KAYIRMA ELEŞTİRİSİ
Bugün dün Meclis'te başvurmuştum, açıklamıştım: Çin'de bu borsayı denetlemekten sorumlu olan genel müdür yolsuzluk yaptığı için idamla cezalandırılmış. İşte biz çok demokratik bir ülke olduğumuz için bu tarz yolsuzluklara karışmış olan eski bakan, AKP'li MYK üyesi WhatsApp grubundan çıkarılıp bir de parti üyeliğine son verilerek, işte çaldığı parayı da geri iade ederek ağır bir yaptırımla karşı karşıya kalmış durumda! Bu kadar sert bir uygulamayla karşı karşıya kalıyor bu ülkede yandaşın hırsızı! Ama diğer muhalefetten bir isim olduğunda, o gece zaten sabaha doğru en ufak bir soru işareti varsa sabaha doğru tutuklanarak cezaevine götürülüyor; bir basın mensubu bu konuyla ilgili bir soru sorduysa sabaha doğru kelepçelenerek cezaevine götürülüyor; bir kişi iktidara yönelik bir eleştiride bulunduysa, bir tweet attıysa sabah kelepçe takılarak götürülüyor. Ama konu söz konusu 2 milyar bakanlık bütçesi kadar neredeyse parayı çalan sadece bir kişiden bahsediyorum, ona yapılan ağır yaptırımlar var: WhatsApp gruplarından çıkarılarak gönlü kırılmış eski bakanın! İşte iktidar kendi olduğunda vermiş olduğu ceza anlayışı, mevzubahis muhalefet olduğunda çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kalıyor.
DENETİM KURUMLARINDAKİ ÇÜRÜME VE BÜROKRASİ
Biz buradan çağrıda bulunuyoruz: Siyasi Ahlak Yasası'nın çıkarılması için çağrıda bulunuyoruz. Gelin, kamuoyuna sesleniyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında sesleniyorum: Arınmaya ihtiyacımız var! Kamu kurum ve kuruluşlarının hepsi çürümüş vaziyette. İşte basit bir fon krizindeki çeteden bahsediyorum size. Şu çete yapılanmasına bakın: Şu görmüş olduğunuz yapılanmalar, fonlar, denetim kurumları, Takasbank'ından SPK'sına, bütün kamu kurum ve kuruluşlarına, borsasına... Yani bu ülkenin en güvenli olması gereken, finansal anlamda güvence vermesi gereken kurumları çürümüş vaziyette! Siz düşünün ki diğer bakanlıkları, düşünün ki diğer kamu kurumlarını, denetimsizliğin gelmiş olduğu boyutu düşünün! Bu, dünya piyasalarının gözünün önünde gelişen bir konu ve bu konuya müdahil olan yine zaten yurt dışındaki finans şirketleri; buradaki şaibeli işlemlere uyarıda bulunuyor, yaptırımla tehdit ediyor. Bu sebeple bu kriz ortaya çıkıyor. Yoksa sanmayın ki iktidarın kendi iç denetim unsurlarıyla ortaya çıkmış bir durum var, bir yaptırım var, bir uygulama var. İktidar kendisini denetlemekten, kamuyu denetlemekten, devlet kurumlarına sızan bu çeteleri ayıklamaktan ve gerekli yargılamaları yapmaktan ne yazık ki mahrum. Böyle bir anlayışı da yok.
Açık bir şekilde söyledik: Biz bu fon krizi çıktığında "Suçlular derhal görevden alınmalı" dedik. Borsa dolandırıcılarının listesi derhal açıklanmalı, gerçeklerin ortaya çıkması için bağımsız bir komisyon kurulmalı, dolandırıcılar örgütlü suçtan yargılanmalı. Bu çağrıyı biz ilk gün yaptık. İktidar bugün bizim dediğimizi yeni yapmaya başladı. Falanca kurumun genel müdürü, öbürünün genel müdür yardımcısı, diğerinin yönetim kurulu üyesi... Bunlar yeterli değil arkadaşlar. Bu suç şebekesinin içine girmiş bütün kurumların yönetim kadroları, kimden olduğuna bakılmaksızın hızlıca görevden alınması gerekiyor. Siz bunu yapmadığınız için Meclis'e gelen bürokratlar, SPK'nın Genel Müdürü, Borsa İstanbul'un Genel Müdürü burada gelip bilgi veriyor, şu gün uyguladığımız yasanın çıkmasının metinlerini hazırlıyor ve bu işin sonunda da görevlerinden ayrılıyor, tutuklanıyor ve ne yazık ki bu işin suçlusu olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Sizin işte kanunu kime yaptırıyorsunuz? Bu devleti soyana! Devleti soyana, soyduğu parayı nasıl ödeyeceği konusunda kanun çıkartıyorsunuz. Bunu da meşru bir şekilde Meclis çatısı altında hayata geçirdiniz. Yazıktır, günahtır!
KADEMELİ EMEKLİLİK BÜTÇEDE YOK SAYILDI
Sizin bu yaratmış olduğunuz tablonun faturası çok ağır olacak. Sonuçta geldiğimiz noktada İşsizlik Sigortası Fonu talan edilmiş durumda, Türkiye Sigorta Fonu yarının kaygısı içinde olan, emeklilik hayali kuranların parası talan edilmiş durumda. Beraberinde kademeli emekliliği çıkarabilmek için uğraşan yaklaşık 4,5 milyon vatandaşımız burada Meclis'te kapı kapı geziyor, sokakta meydan meydan eylem yapıyor. Ama rakamlara baktığımızda bu bütçede kademeli emeklilik için ayrılmış bir delikli kuruş dahi yok! Bu vatandaşların umutları bu sene de hüsranla bitiyor. Emekliye ayrılan kaynaklardan bayram ikramiyesi için ayrılan kişi sayısına baktığımızda ne yazık ki önümüzdeki sene için yeni bir popülasyon, yeni bir emekli kitlesi oluşmayacağını görüyoruz ve kademeli emekliliğe bu bütçede yer olmadığı gerçeğiyle de yüzleşiyoruz.
Bakana çağrıda bulunuyorum: Vatandaşlarımız bir gün için 17 yıl çalışmak zorunda kalıyorlar, yaşları gelmiş geçmiş, iş bulamıyorlar. Emekli olmak istiyorlar, olamıyorlar; çalışmak istiyorlar, çalışamıyorlar. Günün sonunda da bu adaletsizliğin altında eziliyorlar. Bu konuda bir çözüm üretmesi gerekiyor Meclisimizin ama bu yapılmadı.
REEL SEKTÖRDE İFLAS KRİZLERİ VE GELECEK TEHLİKESİ
Bir taraftan bu yaratılan fondaki para kayıplarından kaynaklı reel sektörümüz, kurumlarımız ve şirketlerimiz ne yazık ki çeklerini ödeyemiyorlar, çekler çakılıyor. Beraberinde iflaslar yakında gelecek. Konkordato ilanlarıyla hâlihazırda zaten tablo çok kötüydü; şu anda tahsil edilemeyen paralardan kaynaklı da şirketlerin konkordatosu ve iflasıyla karşı karşıyayız. Sonuçta yine bu işin bedelini işçi ödeyecek, işsizler ordusu ödeyecek. Yeni bir işsizler ordusu dalgası geliyor. Bu konuda iktidarı gerekli tedbirleri almaya davet ediyorum. Ama kimi kime davet ediyorum, kimi kime şikâyet ediyorum bilmiyorum.
ARINMA KOMİSYONU VE SİYASİ AHLAK YASASI ÇAĞRISI
Buradan "Hodri meydan" diyerek basın açıklamamızı tamamlıyorum: Gelin bu Meclis'te bir araştırma komisyonu kuralım! Bütün kamu kurum ve kuruluşlarını, sadece bu fon krizini değil, bir arınma komisyonu kuralım Meclis'te! Bu Meclis çatısı altında bu ülkenin milletinin, emekçisinin, köylüsünün, çiftçisinin, kadınının, gencinin hakkını gasbeden kim varsa onun hesabını sormak üzere Meclis'i göreve davet ediyorum! AKP iktidarının siyasi temsilcilerini göreve davet ediyorum, "Hodri meydan" diyorum! Gelin, Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri de dâhil olmak üzere bütün belediyeleri, bütün bakanlıkları, iddia edilen bütün konu başlıklarını adil, şeffaf bir şekilde kamuoyunun önünde —bu tarz hırsızların açıklama yaptığı değil, gerçekten bürokratların ve siyasilerin hesap verdiği, hesabının sorulduğu— bir komisyon kuralım.
Hodri meydan, arınma komisyonunu kurmaya var mısınız? Hodri meydan, Siyasi Ahlak Yasası'nı bu Meclis çatısı altında çıkarmaya var mısınız? Hepinize teşekkür ediyorum, cevabını da iktidardan bekliyorum.